MEHTERİN TARİHÇESİ
Mehter’in tarihî kostümü ve müziğiyle İslâmiyetten evvel Türk ordularının bando muzıkası olduğu, XV’inci yüzyıl dan itibaren de şimdiki (Mehter) adını aldığı, teşkilâta, teşrifata ve kanunlara bağlandığı, musiki faaliyetlerinde bulunduğu, bilinmektedir. Türkler arasında sancak gibi mukaddes bir varlık halinde yaşatılan mehter, meydan savaşlarında,
kale kuşatmalarında, deniz savaşlarında düşmana hücum esnasında vurduğu hamasî havalarla duyguları kamçılar, şahlandırır, askeri şevke getirir, moralini yükseltir, her türlü engeli yaktırır, yıktırır, ortadan kaldırtırdı. Çıkardığı muhteşem gümbürtü düşman askerinin moralini yok eder, bozguna uğratırdı. Mehter, Türk tarihinde devletin egemenlik, hükümranlık sembolü olarak yer almıştır. Tarih boyunca bu topluluk daima Türkün millî sazı ve istiklâl şartı olmuştur.
Osmanlı Türk hükümranlığı sırasında Avrupa ile uzun yüzyıllar boyunca devam eden karşılıklı münasebetlerinde, mehter musikisi Avrupa musikisine tesir etmiş ve o zamanlar milletlerarası bir mahiyet almıştı. Bu günkü askerî musiki usullerinin doğuşunu da Türk mehter musikisine bağlamak yerinde olur.Tarihte, savaş alanlarında veya merasimlerde mehteran bölüğü, Avrupalılar arasında daima ilginç bulunmuş, XVIII’inci yüzyıl başlarından itibaren her ülkede mehteran bölüklerine benzer guruplar kurulmağa başlanmıştır. O zamanlar Avrupalılarca Yeniçeri müziği diye adlandırılan müzik, evvelâ
benimsenmiş, bilâhare Polonya, sonra Avusturya ve daha sonraları bütün Avrupa ülkelerinde onların
tabiriyle Yeniçeri bandoları kurulmuştur. Buna göre de Türk Mehteran Bölüğüne şimdiki dünyanın bütün ülkelerinde kurulmuş bulunan ve yaşatılan bandoların büyük babası diyebiliriz! Nihayet mehter musikisi zamanla inkişaf göstermiş, klâsik müziğe atlamış ve Beethoven ile büyük bir güzelliğe, asalete de bürünmüştür. Bestekâr Mozart ve Haydn da bu müziğe eğilmişler, mehter musikisinden esinlenerekmeşhur bestelerini meydana getirmişlerdir.
Türkler, Viyana kapılarından içeri girememişlerdir ama, askerî musikileriyle sade Viyana’ya değil, bütün dünyaya girmişlerdir.
TÜRK TARİHİNDE ASKERİ MUSİKİ :
Eski Türklerde askerî musiki faaliyetleri, tarihin karanlık noktalarına kadar dayanmaktadır. Bu musikinin günümüzden
2500 yıl evveline kadar bir kıdeme malik olduğu da tarihi kayıtlarda görülmektedir. Vll’nci yüzyılda yazıldığı bilinen ORHON yazıtlarında tuğ çalgılarından bahisler geçer. TUĞ kelimesi; kös, davul,
tuğ takımı (Mehteran) anlamlarına gelmektedir. O devirlerin tuğ takımlarında kullanılan sazlar (enstrümanlar) şunlardı:
Yl-RAĞ-surnay (zamanla dilimizde zurna adını almış), BURGAY, Bur veya Buğ-Boru, KÜVRÜK, Kûs-kös, TÜMRÜK-Tabl,
Dühül-Davul, ÇENG-Zil. Bir Çin kronikasındaki kayıtlardan öğrenildiğine göre;
İsa’dan 200 yıl kadar evvel Çinli bir general siyasî görevle (bugün bir harabe halinde görünen) BALASAGUN şehrinde
Türk Kangasının sarayına misafir olur. Hükümdarın yanında dinlediği tuğ sazlarını o kadar beğenir ki, bunlardan bir takımını memleketine götürmekten kendini alamaz, sarayında tuğ takımını kurar ve Türk musikisi o andan itibaren Çin’e girer ve yayılır. Çinli generalin götürdüğü sazlar içinde Hou-Kya diye isimlendirilen, ileri dönük boyunlu, perde delikli, müthiş sesçıkaran bir boru çeşidi de vardı. Balasagun kaganı sarayındaki ilim adamlarının tuğ takımından bahseden eserleri bugün kütüphanelerde mevcuttur. Bu ilim adamlarından Kaşgarlı Mahmut, Balasagun Türklerinden bahsederken tuğ növbetlerinden söz açmış ve onlarda 9 sayısının kutsal bilindiğini, tuğ takımlarının 9’ar katlı olduğunu yazmıştır.
Kaşgarlı Mahmut’tan çok zaman sonra, Abdülkadir’in yazdığı musiki kitabında da Kaganın gündelik 9 melodisini eleştiren kısımlar vardır. Ayrıca Selçuki, İlhanlı, Özbek ve Memlûk Türkleri, ülkelerinde tabılhaneler (Mehter Bölükleri)
kurmuşlardır. Bazı tarihî kayıtlardan da devletler arasında tabılhaneler armağanları eski bir tevcih göreneği
halinde devam ettiğinden de bahislere rastlanmıştır. Osmanlı Türkleri’ne Mehterhane, Anadolu Selçuklu Türkleri’nden intikal etmiştir. Orta Asya’dan Bilecek İlinin Söğüt-Domaniç bölgesine yerleştirilen, uç beyliği payesi ile yaşıyan,
Oğuz kolundan Kayı Aşireti Başkanı, Ertuğrul Gazi’nin oğlu Kara Osman Beye bu bölge önce, Anadolu
Selçuklu Hükümdarı II. Gıyasettin-Mesut tarafından Menşur-u Padişahı (Mülkiyet Fermanı) ile temlik
edilmişti. Padişah mehterhanesi, hükümdar savaşta iken ota-i-hümayün (padişah çadırı) önünde, sair
zamanlarda saray içinde, kale ve kulelerde her ikindi vakti nevbet vururlardı. Padişahların tahta geçişlerinde,
kılıç kuşanma merasimlerinde, savaş yerlerinden zafer haberleri geldiğinde nevbet vurulurdu.
Osman Bey, Selçuklu hükümdarlarına yararlığını göstermek için, civar Bizans Tekfur birliklerine karşı,
önemli bir kuvvetle, savaşa girişmiş, kazandığı zaferlerle beyliğini büyütmüştür. Bu meyanda İnegöl’e de
hücumla kaleyi almış ve elde ettiği harp ganimetlerinden bir kısmını Selçuklu Hükümdarına göndermek suretiyle bağlılığını göstermiştir.Bu olaydan çok memnun olan II. Gıyasettin-Mesut, adamlarından Kara Balaban Çavuş vasıtasıyle
1289’da Osman Beye bir ferman daha göndererek, Osman Beyi kutlamış ve emirlik payesiyle İstiklâl
Nişanesi-Hakimiyet Sembolü sayılan egemenlik malzemesini, tuğ, alem, tabii (davul), nekkare (çift
dümbelek) ve çevgen gibi musiki aletleri ve ayrıca kılıç, gümüş eğer takımı, at vesaire hediye etmişti. Ayrıca
ak renkte sancakla, tabılhane çalıcıları da beraber gelmiş, Eskişehir’de bir ikindi vakti kurulan ilk Mehterle Osman Gazi’nin huzurunda nevbet tutulmuş (konser verilmiş) ve Osman Gazi de Selçuklu Hükümdarı’na saygısını göstermek istiye-rek nevbeti ayakta dinlemişti. Bu hareketi,II. Mehmet’e (Fatih’e) kadar gelen padişahlar tarafından da tekrar
edilmiştir: Bu olayı teyid eden Hadidî Tarihinde Henüz var padişahlardabir âdet Ayak üzere durur çalınsa nevbet kaydına rastlanmıştır. Bu âdet hakkında, II. Mehmet (Fatih), hükümranlığı sırasında «200 sene evvel
ölmüş bir hükümdar adına ayağa kalkılmaz, bu şekilde saygı, büyük Osmanlı İmparatorluğunun şanına, azametine uygun düşmez» demiş ve kaldırmıştır. Anadolu Selçukluları bünyesinde tabılhane-i hakanı adiyle anılan
ordu muzıkası, Osmanlı Türkleri’ne intikal edince (Tablı-Âlii-Osmanî) ismini almış, teşkilâtı ve teşrifatı kanunlara bağlanarak, musiki prensipleri de tesbit edilerek devletin ordu muzıkası haline getirilmiştir.
TEŞKİLÂT:
Mehteran «kat»lardan teşekkül eder. Mehteranda, her sazdan bireriyle kurulan topluma kat adı verilir.5 katlı mehter denilince, her sazdan beşer olduğu anlaşılır. Mehteran bölüğü, resmî kadro olarak 3,5, 7, 9, katlı olarak kurulur.
Osmanlı Imparatorluğu’nun ihtişamlı devirlerinde mehter kat sayısı 12’ye kadar çıkarılmıştır. I. Selim
(Yavuz) Merci-dabık Savaşına, I. Süleyman Viyana’ya, 200’ü geçen sayılarda mehter götürmüşlerdir. III.
Selim zamanında mehter sayısı 177 iken 200’e çıkarılmıştır.Padişah, sadrazam, beylerbeyleri, sancak beyleri,
yeniçeri ağası adlarına mehterler kurulurdu.Osmanlı Devleti’nin hükmüne giren küçük beyliklere de
mehterler gönderilirdi.Her saz çalan gurubun bir başı vardı; buna «ağa» denirdi. Davulcubaşıya, baş mehter ağa denir, bütün mehterin başında mehterbaşı ağa bulunurdu. Mehterde her sazın adına göre o sazı çalana ad verilirdi. Zurna çalana zurnazen, boru çalana boruzen, nekkare çalana nekkarezen, davul çalana tabılzen, zil çalana zilzen, kös çalana köszen, sazlara seslerıyle katılan ve ellerindeki çıngıraklı çatal çevgenleri sallıyarak tempo tutanlara cevgâni denirdi.
Mehterbaşı ağa, bütün mehterin başı, idare edeni (şefi,maestrosu) idi. Nevbet vurulurken yarım daire şeklinde
bulunan mehteranı icra ettirir ve yürüyüşlerde en Önde giderdi.
KILIKLAR:Mehterbaşı ağa, baş mehterağa ve ağalarla cevgâniler, başlarına beyaz settar sarılmış kalafat (kavuk),
içlerine sarı üç etek (entari), arkalarına al biniş (cübbe), al çakşir (şalvar), ayaklarına sarı renkte yemeni,
mest veya pabuç giyerler, bellerine şal kuşak sararlardı. Mehteran ise başlarına beyaz tülbent sarılmış lâcivert kavuk, içlerine sarı renkte üç etek, arkalarına lâcivert biniş (cübbe), kırmızı çakşir (şalvar), ayaklarına kırmızı
yemeni (mest, pabuç) giyerler, bellerine şal kuşak bağlarlardı.
ENSTRÜMANLAR:
Mehter, başlıca beş âletten (sazdan, enstrümandan)mürekkeptir. Osmanlı Türkleri mehterhanesinde çalınan sazlar
şu guruplarda toplanır:
1. Nefesli sazlar: zurna, boru, kurenay ve mehter
düdüğü,
2. Vurma sazlar: davul, zil, kös.
ZURNA : Erik veya zerdali ağacından yapılan delikli bir sazdır. Fakat kıymetli maden ve taşlarla süslenmiş, gümüş
bileziklerle çevrelenmiş zurnalar da vardır. Zurna, ağız tarafı dar, bu kısımdan itibaren sesin çıktığı zurna ağzı tarafına doğru gittikçe genişleyen ağaç bir borudur. Ağız tarafında delikli lüle vardır. Lülenin baş tarafına ses veren kamış takılır.
Zurna üstünde mi-re-do-si-la-sol-fa seslerini veren 7 delik, bir altta da tiz fa deliği vardır. İki tip zurna vardır: Biri kaba zurna, kalın ses çıkarır mehter zurnasıdır; diğeri cura zurnadır, ince ses çıkarır. Zurna mehterin ana sazıdır.
BORU : Sarı pirinçten yapılmış bir sazdır. Ağızlığından itibaren ince ve düz olarak uzanır, ilerde bir boyundan kıvrıldıktan sonra geriye düz olarak gelir, tekrar yukarı kıvrılır ye evvelki kıvrımın hizasını geçtikten sonra ağzı genişleyip açılarak nihayet bulur. Boru çalınırken sağ el ile kavranır ve ağızda dudak hareketleriyle çeşitli sesler çıkarılır. Boru ile peşrev veya semai çalınmaz, yalnız dem tutulur.
NEKKARE : Yüzlerine deri gerilmiş iki bakır kâsedir. Bu cins sazın tekkelerde dinî havalar çalmada kullanılan şekline
kudüm, mehterde çalınana çifte nara denir. Bugün bu saza türkçede çift dümbelek denilmektedir. Nekkare iki değnekle
çalınır.
ZİL : Bakır-kalay karışımı madenden yapılmış ve tannan bir ses çıkaran sazdır. Tam birer daire şeklindedir. Ortaya
yakın yeri daha kabarıktır. İç tarafı yayvandır, kalınlığı birkaç milimetredir. Zilin ortası deliktir. Bu delikten zilleri elle tutmağa yarayacak bağlar geçirilir, zilin iç tarafında düğümlenir. Ziller çalındığı zaman kuvvetli ve devamlı inleyen keskin
bir ses çıkarır. Ziller mehterde çift olarak kullanılır, sağ elde ve sol elde birer tane bulunur. İkisinin karşı karşıya çarpılmasiyla sesler çıkarır. Devamlı tınlama için ziller birbirinden ayrılır, sesin kesilmesi için birbiri üzerine kapalı tutulur.DAVUL : Yassı üstüvane biçiminde tahta bir kasnak, kasnağın iki yüzüne gerilmiş deriler, davulu omuza asılmaya yarayan kaytan, vurmada kullanılan tokmak ve bir de ince değnekten ibarettir. Davullar çalındığı zaman çok uzaklardan duyulacak kadar yüksek ses çıkarırlar. Davul sağ elde bir tokmak, sol elde ince bir değnek ile ve omuza asılı olarak çalınır.
KÖS : Bakır madeninden yapılan bir vurgu sazıdır. Birbirine benzeyen 2 büyük tokmakla çalınır. Köslerin üzerine deve derisi gerilir, dip kısmından itibaren gittikçe artan bir genişleme, ağız tarafında en geniş şeklini
alır. Yarım lop yumurtaya benzer. Küçükleri at üzerinde, daha büyükleri develerde, en büyükleri de fillerde taşınır. Deve
üzerinde taşınana deve kösü, fil üzerinde taşınana fil kösü denir. Bugün Topkapı Sarayında ve Askerî Müzede çeşitli
kösler teşhir edilmekte ve Askerî Müze Mehteri tarafından çalınmaktadır.
Kösler, sağ ve sol ellerle birbirine eşit boyda 2 tokmakla
çalınır. Nevbet vururken toplu halde kösler mehterin ortasında yanyana yere konulur ve orada çalınırdı. Yürüyüşlerde hayvana bindirilmiş durumda hayvanın sağına, soluna bağlanır, köszen de hayvana biner, oturur ve yine sağdaki, soldaki köslere münavebe ile vurur. Tarih boyunca kösler yalnız hükümdar mehterlerinde çaIınırdı. Savaşlara çıkıldığında, Serdar-ı Ekrem’in (başkomutan vekili) mehterine de kös katılırdı. Kösler, mehteran bölüklerinin kat sayılarının hesabına girmez, bölüklere bir kaç çift kös ilave edilir.ÇEVGEN : Gümüşten veya sarı pirinçten bir sopaya takılı bir âlettir. Bir ince değnek şeklinde olan sapına aşağı doğru dönük madenden bir parça üzerinde de çıngıraklar mevcuttur. Sağında, solunda at
kuyruğu püsküller vardır. Çevgen kullanana (cevgânî) denilir. Çıngırakların çıkardığı ses cevgenin sesidir.
Bu âletle sesler çıkarmak mümkündür. Bu bir ustalık işidir.
MEHTER ÂDETLERİ VE KOMUTLARI :
Yürüyüş : Mehterin orijinal bir yürüyüşü vardır. Bu yürüyüşün temposu Kerim - Allah - Eyisün,Rahim - Allah -Eyisün ritmidir, yani 1, 2, 3, 4 sayılı 1 2 3-4 1 2 3-4 bir yürüyüştür. Yürüyüşe sağ ayakla başlanır, 3 adımda bir durulur ve bu duruşta hafif yarım sağa(sola) dönülür.Tarihî Komutlar :Dikkat Hey, hey Esas duruş Has dur Rahat Rahat Marş Haydi yallah Dur Dur
Sağa (sola) bak Sağa (sola) selâm Sağa (sola) çark Sağa (sola) çark marş.Safta toplan : Saf nizamı
Marş marş Yürüyüş kolunda : Yürüyüş nizamı Toplan Nevbet Nizamı: Mehterin nevbet nizamı (konser durumu) yarım daire şeklindedir. Nekkarezenler otururlar, diğer mehteran ayakta bulunur. Kösler yarım dairenin ortası ilerisine konur. Mehter çalmaya başlamadan evvel, iç oğlan baş çavuşu sıradan çıkarak ortaya gelir ve: «Vakt-i sürur-u sefa, Mehterbaşı ağa, hey
hey...» diye bağırır. Bu sırada hazır bulunanların nazarı dikkatleri çekilmek için nakkarelerle, süfyan usulünde 3 tempo atılır. Nakkareler çalarken de Mehterbaşı ağa mehterin önüne gelir: - «Merhaba ey mehteran!» diyerek ve sağ elini göğsüne koyarak mehteri selâmlar. Mehteran da hep beraber sağ ellerini göğüsleri üzerine koyarak koro
halinde: - «Merhaba, Mehterbaşı ağa!» demek suretiyle selâma mukabele ederler.
Mehterbaşı ağa icra için mehtere önce: - «Hasdur!» komutunu verir, sonra: - «Der Faslı...» diyerek çalınacak makamı ve eserin adını söyler, (meselâ Der Faslı rast tekbir ve cenk marşı gibi) ve hemen arkasından: «Haydi yallah!» diyerek mehteri icraya geçirir. O gün çalınacak havalar bitince mehter duasiyle nevbete (konsere) son verilir.
MEHTER MUSİKİSİNİN AVRUPA’YA ETKİSİ :
Mehterin ortadan kaldırılma tarihi olan 1826 yılına kadar mehter musikisinin Avrupa’da etki yaptığı ve (Alla Turca) denilen Türk tarzı musikinin ezgileriyle mehter musikisi üslubunun taklidi olarak eserler meydana getirildiği bilinmektedir. 0 zamanların musiki devlerinden büyük Alman bestecisi Beethoven’in büyük senfonisiyle, 9. Senfonisinin son bölümü mehterin kösüyle, davulu ve zurnasiyle seslendirilmiştir. Beethoven’in Türk Marşı’nı mehterin bir cenk marşından adapte ettiği bilinmektedir. Avusturyalı bestekâr Mozart’ın, Türk Askerinin hatıra getirdiği yücelik duyguları ve izlenimlerini, (Allah Allah seslerini nakarat halinde kullanarak dünya müzik tarihine, mehter musikisinin tam tesirinde kalarak) Türk Marşı diye hediye ettiği de bir hakikattir. Yine bu yıllar içinde Viyana Kraliyet Orkestra Şefi Gluck, Sarayda verdiği konserlerinde repertuvarına mehter besteleri almış ve orkestrasına. çaldırmıştır. Mehter musikisi gibi, mehter teşkilâtı da Avrupa’yı tesiri
altına almış ve mehteran bölüğü Avrupalılarca çok ilginç karşılanarak XVIII. yüzyıl içinde önce Avusturyalılar, sonra
Prusyalılar, daha sonra Ruslar, Almanlar ve Fransızlar mehterin teşkilâtına benzer muzıka takımları kurmuşlardır.
BUGÜNKÜ MEHTERÂN BÖLÜĞÜ
1826 yılında devrin hükümdarı II. Mahmut tarafından Vaka-i Hayriye adiyle anılan Yeniçeri Ocağının ortadan kaldırılması sırasında Yeniçeri Ordusunun parçası sanılan mehter takımları da ortadan kaldırılmış, yerlerine Asâkiri Mansure-i Muhammediye adiyle kurulan yeni ordu teşkilâtı içinde, o zamanın Avrupa orduları yanında kurulmuş olan bando muzıkalar gibi muzıka takımları kurulmuştu. II. Mahmut’tan II. Abdülhamit’e kadar devletin başında bulunan padişahlar, mehterin yeniden kurulmasını düşünmediler. Ancak Türkçülük cereyanlarının kuvvetlendiği Meşrutiyet sıralarında ortadan kaldırılışının 88. yılında, Mehter Takımının Müze-i Asker-i Osmanî’ye bağlı Mehterhane-i Hakanî adiyle yeniden
sahneye çıkarıldığını görüyoruz. Mehterin tekrar kurulmasına 1914 yılında sanatkâr-muharrir Celâl Esat (ARSEVEN) âmil olmuş, ve o sırada Askerî Müze Müdürü bulunan Ahmet Muhtar Paşa tarafından da Askerî Müze
bünyesinde mehter tesis edilmiştir. Aslına elden geldiği kadar uygun surette hazırlanan mehterin, ikinci
olarak kuruluşunu 1914 yılı kabul etmek yerinde olur. Bu yıldan itibaren müzenin açık bulunduğu günlerde nevbet vurmağa başlamıştır. 1935 yılına kadar eski Türk musikisini dinleten Askerî Müze Mehter Takımı, devrin Millî Savunma Bakanı Zekâi Apaydın tarafından aslına nazaran kifayetsizlik gerekçesiyle tekrar ortadan kaldırılmıştır. Tarihe karıştığı sanıldığı bir sırada mehterin tekrar ihyası, 1952 yılındadır. Londra’ya seyahatlerinde, zamanın Genelkurmay Başkanı Nuri YAMUT’un İskoç Gayda takımlarını görmeleri, tarihî mehteri hatırlamalarına vesile olmuş ve memlekete dönüşlerinde
yine Askerî Müze bünyesinde olmak üzere mehter takımının kurulmasına emir vermişlerdir.Ciddî tarihî araştırmalar ve musiki çalışmaları sonunda, mehter takımı 1953 yılında üçüncü defa altı katlı olarak kurulmuş ve 29 Mayıs 1953 tarihine tesadüf eden İstanbul’un Fethinin 500. yıldönümü merasimine iştirak ettirilmiştir.
Zamanla 7 - 8 kata çıkarılan mehteran bölüğü. Askerî Müze Müdürü Albay Sabahattin DORAS’ın İd. Ks. Â.: 0572-3-
68 sayılı, 24 Haziran 1968 gün gerekçeliteklifiyle, Genelkurmay Başkanlığının Hrb. T.: 0572.1-68 İDA. ve 10 Temmuz 1968 gün Genelkurmay Başkanının onayından geçen emirleriyle, 9 katlı mehter aslına tam olarak uygun kıyafetiyle kurulmuştur. Daha sonra değişik kurum ve kuruluşlar bünyesinde (Askeri müzeMehterinin dışında) sivil mehterler kurularak mehterlerin ülke çapında yaygınlaşması sağlanmıştır. 11 Temmuz1997 tarihindeEyüp Belediyesi himayelerinde kurulan Eyüp Mehteri, çalışmalarını Eyüp’teki tarihi mehterhanesinde, yurtiçi ve yurtdışı konserlerini ircaa ederek sürdürmektedir.
Mehteran-ı Eyüp Sultan Konserleri her cuma Öğle ezanından iki saat evvel Eyüp Sultan Cami Avlusunda yapılmaktadır.





Mehteran-ı Eyüp Sultan Chicago'da...






